GEÇMİŞ | PREVIOUS

64330_534314109954556_1564654971_n
PASAJist taşınıyor! Çok yakında Halep Pasajı’ndaki alanından ayrılıp, Ömer Hayyam’daki ofis /stüdyosuna geçecek. 6 Nisan’da herkesi PASAJist’in iki senesini değerlendirmeye ve yeni projelerden bahsetmeye çağırıyor. Hemen öncesinde ise 6 – 7 Nisan’da son etkinliğini ağırlıyor: Anja Uhlig – Spitzbergen.nar. Projesi / dağıtım ve sözleşme. Spitzbergen.nar Projesi – dağıtım ve sözleşme hakkında: 613 adet nar fidesi. Münih’te ve İstanbul’da. realitaetsbüro bu 613 nar fidesini korumaları için iki şehirde yaşayan insanlara veriyor. Ve bir orman oluşuyor. Neredeyse gizli bir orman. Küçük nar ağaçlarından ve insanlardan oluşan bir orman. Münih ve İstanbul arasında bağ kuran bir orman. Sizi bir nar ağacını korumaya ve böylelikle projenin bir parçası olmaya davet ediyoruz. Anja Uhlig / realitaetsbüro „Spitzbergen Projesi“ ile 2010 yılında „Cityscale München – Istanbul“ sanatsal değişim programına katılmaya davet edildi. İstanbullu sanatçılar 2010 yılında Münih’teki bir sergiye misafir oldu. realitaetsbüro sergiye katılan sanatçıları, konukları ve yoldan geçenleri kollektif bir eylem olmak üzere 613 narı kamusal alanda soymaya ve sonra da kaynatmaya çağırdı. Ancak her bir nardan bir tohum geriye kaldı. 2011’den bu yana bu tohumlardan nar fideleri yetişti ve realitaetsbüro bu fideleri korumaları için insanlara vermeye başladı – önce Münih’te. Eylül 2011’de Münihli sanatçılar 12. İstanbul Bienali sırasında „Siemens Sanat“ galerisinde birlikte bir sergi açtılar. Bu sergi nar fidelerinin İstanbul’da dağıtımı için bir başlangıç oluşturdu. Şimdi, 2013’de, realitaetsbüro birçok dağıtım eylemiyle İstanbul’da 613 nar ağacından birini korumak isteyen insanlar arıyor. Seyyar bir dağıtım istasyonuyla farklı yerlerde, farklı etkinliklere konuk oluyor ve fidelerini dağıtıyor. Ve bu işlem çok basit: koruyucu kendine bir ağaç seçiyor ve elinden geldiğince korumaya söz veriyor. Verilen bu söz o an çekilen bir fotoğraf ile mühürleniyor. Koruyucu, ağacı, realitaetsbüro ise fotoğrafı alıyor. Ve nar ağaçlarından ve insanlardan oluşan bu orman, gözle görünmese de büyümeye ve Münih’le İstanbul’u birleştirmeye başlıyor. Spitzbergen.nar. Projesi |İstanbul| Münih Belediyesi, Kültür Dairesi tarafından desteklenmektedir.
PASAJist is relocating! Soon the initiative will move out to its new office / studio at Ömer Hayyam district. At 6th. April, the team organizes a party and invites everyone to evoluate the two years experience of PASAJist and its new projects. Just before, at 6th. -7th. April PASAJist hosts the last event in Halep Pasajı: The Spitsbergen Project. nar. – distribution and promise a project by Anja Uhlig / realitaetsbüro. About The Spitsbergen Project. nar. – distribution and promise: 613 pomegranates. They were peeled in Munich public space in 2010 during an artistic exchange Munich-Istanbul. They were conserved, but of each pomegranate remained one seed – 613 pomegranate trees now growing for Munich and for Istanbul. With the public distribution peformances “The Spitsbergen Project. nar.” Anja Uhlig / realitaetsbüro is looking for people in both cities who like to become guardians and take care for these trees and thus become part of the “Spitsbergen Project”. During the distribution process each guardian personally selects his tree and promises to care for it as well as possible. Instant pictures seal the promise to do so. And an almost invisible forest of pomegranate trees starts to grow connecting both cities. “The Spitsbergen Project” is an ongoing art project started in 2009.

 www.realitaetsbuero.de

IMG_1025IMG_1018IMG_1016IMG_096965388_10151546915694759_285236936_nIMG_1002IMG_0993IMG_0985IMG_1008IMG_0975
—————————————————————————————————————-

Görünmeyen | Unseen
AslıeMK

486225_532929706759663_1119778994_n
“görünmeyen” ikili performans. birinden diğerine aktarılan. kavramsal öz. kabul edilebilir sınırları. *** AslieMk, Aslı Dinç ve Mk Yurttas’ın performatif ikili projesidir. Çalışmaları siberuzay ile eleştirel kuramın melez kültürü üzerinedir ve sitüazyonizm, siberpunk, squat,  posthuman, hayaletsi-oluş, şizokreatif kelimeleriyle örülür.
“unseen” dual performance. transferred from one to another. essence conceptual. borders of eligible. *** AslieMk is a performative duo project by Asli Dinc and Mk Yurttas.  Their work concentrates on the hybrid culture of cyberspace – critical theory and spinning around the words of  situationism, cyberpunk, squats, posthuman, ghostly-presence and schizocreative.

http://asliemk.tumblr.com/

483935_365752750209892_1840231911_n522044_365752843543216_1062922225_n
—————————————————————————————————————-

Yekpare Akış | Integral Flow
Erim Bikkul

Açılış: 21 Mart 2013 19:00 21 Mart – 30 Mart
Opening: 21 March 2013 19:00 21 March – 30 March

erim bikkul

İsmini Tanpınar’ın “Eşik” adlı şiirinden alan “Yekpare Akış”, Erim Bikkul’un, içinde yaşamakta olduğu zaman ve mekânı, algı süzgecinden geçirerek değerlendirme çabalarının bir sonucu. Şimdiye dek çizme ve boyama yoluyla, yani varolana “ekleyerek” yapıt üretirken, son dönemde üzerinde çalıştığı kâğıt ve plastik gibi malzemeleri kesip çıkararak “eksiltmenin”, bir anlamda boşlukla çalışmanın peşine düşen sanatçı şöyle diyor: “Ağaçların dalları, nehirlerin kolları, damar ve sinir sistemlerinin görünümleri arasındaki benzerlik, ya da bazı gezegenlerin çizdiği yörüngelerin kesişimi sonucu ortaya çıkan desenlerin sokakta satılan Çin işi ucuz şablonlarda yapılan çizimlerle tıpatıp aynı olabilmesi gibi daha pek çok çakışma, bana sınırsız ve iç içe geçmiş bir oluşun içinde yer aldığımız hissini veriyor. Gündelik hayatta ancak belirlenmiş bir kısmında gezindiğimiz gerçeklik, aslında katman katman. Buna ek olarak her şeyin bir bütün olması hali, bir “yekpare akış” da söz konusu. “Kendimizi beden, isim, duygu ve deneyimlere indirgediğimizde kavrayamadığımız ve bizi kesin yargılarda bulunmaya iten pek çok durum, benliğin muhafazasından çıkabildiğimiz vakit anlam kazanmaya başlıyor. William Blake’in dediği üzere bir kum tanesinde dünyayı, bir yabançiçeğinde cenneti görebilmenin yolu da sanırım buradan geçiyor. Ben de ayrı ayrı ele alındığında birbiriyle çok ilintili durmayabilecek kimi malzeme katmanlarını ve biçimleri bir arada kullanarak bahsettiğim bu çok katlılığı sezdirmeye çalıştım.” Sergileri sadece eserlerin değil bizzat sanatçının da izleyicilerle bir araya gelmesi için bir fırsat olarak gören Bikkul, 21-30 Mart 2013 tarihleri arasında açık kalacak sergide önceden hazırladığı çalışmaları sunmanın yanı sıra, Pasajist’te kuracağı mini atölyesinde üretmeye devam edecek ve ziyaretçilerle iletişime açık olacak. Sanatçı hakkında: Erim Bikkul, 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl ilk kişisel sergisini açtı. Bugüne dek pek çok karma sergide yer aldı.

Taking its name, Integral Flow, from the poem Eşik by Ahmet Hamdi Tanpınar, a visionary poet and a novelist of great importance, Erim Bikkul’s exhibition is an attempt to evaluate the space and time that he lives in by looking behind appearances. Bikkul’s previous works were, by drawing and painting, in a sense acts of addition. Now he concerns himself with creating by subtracting – cutting out and removing parts of materials, such as paper and plastic, he’s been working on. He says: “The similarity of patterns made by tree branches, braided rivers, veins and neural systems, or the shared morphology of planet orbits and the ellipses described by cheap plastic templates sold on the street, and such numerous coincidences make me think that we are in an unbounded yet interconnected existence. Our ordained reality through which we absent-mindedly ramble is actually multi-layered. However, it is also moving as a unified integral flow. “Situations that are incomprehensible to us when we reduce ourselves to body, name, emotion or experience and that drive us to make precise yet erroneous pronouncements, only gain significance when we overcome our drive to protect our egos. It is the only way, as William Blake says, “To see a world in a grain of sand / and a heaven in a wildflower.” I have tried to intimate this multi-layerness by collaging layers of materials and forms that may look unrelated when approached separately.” As an artist committed to exhibitions that bring not only artworks for visitors but also an opportunity to meet the artist, Bikkul will display his most recent works and work in a mini-studio in the exhibition area where he can interact with the visitors. Erim Bikkul graduated from Mimar Sinan University Faculty of Fine Arts Department of Painting in 2002. Same year he had his first personal exhibition. Attended numerous group shows until today.

Translation: Yosun Akverdi – Adrian Higgs

—————————————————————————————————————-

Panorama
Olivia Valentine

Açılış | Opening: 21 Şubat | February
22 Şubat | February – 2 Mart | March

PasajistAlley
Olivia Valentine’nin işleri tekstil ile mimari yapılar arasında bir ilişki yaratır. Olivia yeni işi Panorama’da hem geleneksel iğne oyası motiflerini hem de bugüne ait tarzda kumaşları kullanmıştır. Pasajist’in iç ve dış mekanını sarmalayan Panorama, küçücük bir kumaş parçasını şehri saran bir yapıya genişletir. Olivia Valentine, Chicago Sanat Enstitüsünden mezun ve halen Türkiye’de Anadolu tekstilinde ve mimarisinde dekoratif motifler üzerine Fulbright bursu ile çalışmalarını sürdürmektedir.

Olivia Valentine’s work creates relationships between textile and architectural structures. Her new installation, Panorama, is based on both traditional motifs of iğne oyası and the urban fabric of contemporary Turkey.  Spanning the interior and exterior spaces of PASAJist,Panorama takes the once diminuative garment edge and expands it to the scale of the city. Olivia Valentine holds an MFA from the School of the Art Instit ute of Chicago, and is currently in Turkey as a Fulbright Fellow researching intersections in decorative motifs in Anatolian textiles and architecture. 

www.oliviavalentine.net

PageImage-507326-4721985-IMG_0485 IMG_0654 PageImage-507326-4721986-IMG_0454
—————————————————————————————————————-

Stationary Stories
Carolyn Riddell

11 Ocak Açılış
12 – 20 Ocak

 73056_10151124661196512_647755934_n

Carolyn Riddell: ‘Durağan Hikayeler’ Carolyn Riddell’in Türkiye’deki ikinci sergisi PASAJist’de 11 Ocak – 20 Ocak tarihleri arasında görülebilir. Çalışmalar, sanatçının Kanada, Türkiye ve Hindistan arasındaki 26 yıllık geçişlerini kapsıyor. Boyama ve baskılamadan sonra bir sıçrayış yaparak, yeni malzemeler ile çalışan sanatçı sariler, kilimler, dokumalar ve pleksi cam tabakalarının öz yapısını materyallerde ince değişiklikler yaparak açıyor. Bu gösteri, doğu ile batının inceliklerini, tarihlerini ve geleneklerini temsilen bir “koridor” ya da “viyadük” yaratma çabasındadır. Sergilenen her bir materyalin kendine has bir kimliği var. Riddell, bu kimliği izleyiciye yeni bir üstünlük noktası yaratmak umudu ile bozuyor/ değiştiriyor/parçalara ayırıyor. Parçalar arasındaki boşluklar birbirleri ile ilintili , alanlar arasında kalanlarsa şiirsel fikirler. Her bir parça/obje, hatıra/ işlem/ damıtma hareketlerini içine çekmiş. Orijinal halinden bugünkü yerine , özünde olan tekrar çalışılıp, önceki rolüne alternatif sıçrama yapılmış. Şiirsel ve “samimi” bir yer değiştirme…
Stationary Stories Carolyn Riddell’s second show in Turkey can be seen at PASAJist between January 11-20 , 2013. The work involves many years (26 ) of “passaging” between Canada, Turkey and India . The work is a pivotal shift from painting and printmaking to working with newer material: fabric (sarees, carpets, weavings) as well as plexiglass sheeting.This show will be an attempt at creating a “corridor” or ‘viaduct’” representing eastern and western sensibilities, histories and traditions.Each material presented in the show, has an inherent identity, which Riddell has subverted/exchanged/dismantled to hopefully create a new vantage point for the viewer. Reworked by the artist’s hand, setting in the memory, intending towards the poetic, an ‘honest’ displacement.
——————————————————————————————-
Empty Pictures | Boş Resimler
DOMINIK
Açılış | Opening : 20.12 – 18.30
21 – 30 Aralık | December
dominik_emptypictures1 (1)
Birbirini izleyen serilerde, DOMINIK, sergi mekânlarını çeviren duvarları seçtiği metinleri tek renkte spreyleyerek çalışıyor. Bu eylemin arkasında uygun sergi mevkilerine renk yerleştirme düşüncesi var. DOMINIK bu eylemi resim için bireysel bir çözüm olarak anlıyor. İşleri sergi süresince mekânda kalıyor. 1981 yılında doğan DOMINIK Alman bir sanatçı. 2011 yılına kadar Almanya’da Academy of Visual Arts in Karlsruhe’de Leni Hoffmann ile resim çalışan ve aynı okulda eğitimine devam eden sanatçı, şu anda Italya’da yaşıyor ve birçok uluslar arası sergide yer alıyor.
In the running series “Empty Pictures” the artist DOMINIK works directly on wall areas of exhibition rooms by spraying his own texts monochrome. Behind all this is the idea of positioning colour into available exhibition situations. DOMINIK understands this activity as his individual solution for painting. His works consist temporarily during the time of each exhibition. DOMINIK is a German artist and was born in 1981. Till 2011 he studied painting at the Academy of Visual Arts in Karlsruhe/Germany at professor Leni Hoffmann and he was student of the masterclass. At the moment he’s living in Italy and takes part in different international exhibitions.

http://dominikinternet.tumblr.com/

100_7959 100_7788 100_8225
—————————————————————————————————————-

T H E  R E S P O N S I B L E  A R T I S T ?
Juliana Irene Smith, Johannes Willi and Beni Bischof
Curated by Eveline Wüthrich Documentation by Cyrill Gerber

Pre-Opening:  December 8th
Artist Talk:  December 13th

I’m glad to announce the exhibition at PASAJist Istanbul entitled The Responsible Artist? and curious as well as proud to discuss the theme of responsibility together with Swiss artists Juliana Irene Smith (1977), Johannes Willi (1983) and Beni Bischof (1976). Questions about possible meanings of responsibility will be visualized through artworks, mainly drawings. All of the artists are obviously directly influenced by their actual circumstances – both, in a rather private, personal and individual way but also on a rather general, public even socio-political level. How responsible an artist can or should be and also the immediate relation between responsibility and an artwork per se will be discussed together with the curator in an artist talk. The public is more than welcome to participate this discussion, mostly as questions will pop up depending on a cultural background. Having Swiss artists and a Turkish public meeting in an art venue will become fruitful for both sides. The show at PASAJist Istanbul is not only a chance to meeting with Istanbul art enthusiasts but also a way of providing them an impression of contemporary Swiss art production. On the other hand it’s a great opportunity for the artists to being present in the art scene of Istanbul and interacting with the public. Exhibiting in a foreign space is always connected with new challenges. The show – the installation and preparation as well as the finished exhibition – will be documented by filmmaker Cyrill Gerber (1984).

http://www.whatdoyouwant.ch/
http://julianairenesmith.com/home.html
http://www.benibischof.ch/
http://www.cyrillgerber.ch/

Generously supported by Swiss Arts Council Pro Helvetia and Kanton St. Gallen Kulturförderung Categoriesflyer-pasajist-back
—————————————————————————————————————-
Akşam Oturması #2 Atölye 11 Aralık 18:30
akşam oturması
—————————————————————————————————————-

Meet Me in the Clouds
Fernando Garbelotto, Angelo Molinari
Küratör | Curator: Giorgio Caione

Açılış | Opening : 23.11 – 18.30
24 Kasım | November – 07 Aralık | December

Angelo Molinari “looking for the sky” adlı performansı ile açılışta yer alacaktır.
Garbelotto’nun tuvallerinden yapılmış dokumaları, kendiliğinden bir uzamı temsil ediyor ve çevresindeki her şeyi bir ütopya oyunuyla, bizim mantık çerçevemize uymayacak, sadece esrarengiz fraktal şekiller aracılığıyla anlaşılabilir şekilde bastırıyor. Doğa hiç bitmeyen döngüsünde fraktalleri bir düzen olarak kullanıyor. “Bulutlar küre değildir – diyordu fraktal geometrinin kurucusu, Mandelbrot, – dağlar koni değil, kıyılar da daire değildir.” Molinari’nin resmi, atölyesinden başlayarak tüm alanı boydan boya geçiyor. Tuval Amerikan soyut ressamlarında olduğu gibi yerde, ama Molinari’nin ellerinde kocaman çin fırçaları var. Sanatçı alanı ölçmek yerine esaslı ve ezici hareketleriyle, aynı sınırlarda zorladığı renkleri tuvalin sınırlarından taşırarak ve bu dinamik gerilim aracılığıyla kendi anlam dengesini bularak alanı istila ediyor. Bu bir ritm ve uzam buluşması. Molinari ve Garballotto çok fonksiyonlu mekan PASAJist’in, İstanbul’un merkezindeki deneysel bağımsız sanata adanmış odasında buluşuyor. Bu buluşma bir kez daha diğerleriyle ilişki halindeki kendinizi düşünmek, dünya ile ilgili düşüncenize şekil vermek, bulutların parlaklığı aracılığıyla uzama bir iz bırakmak için.
Garbellotto’s webs, made by painter’s canvas, represent a space as themselves and overcome the environment around in a utopian game, incomprehensible for our rigid logic categories, but understandable through mysterious fractal shapes. Fractals are the layouts that nature uses in its never ending movement. “Clouds are not spheres – the founder of fractals Mandelbrot used to say – mountains are not cones and shores are not circles”. Molinari’s painting goes all over the space, starting from his studio. The canvas is on the floor, like great american abstract painters did, but in his hands there are huge chinese brushes. Rather than measuring the space, Molinari invades it by his broad and overwhelming gesture, making colours explode out the canvas’ boundaries, the same boundaries in which the artist will force the colours, finding through this dynamic tension its expressive balance. It’s a meeting of rhythms and spaces. Molinari e Garbellotto meet in the multifunctional PASAJIst’s space, a room in the heart of Istanbul dedicated to experimental independent art. It’s a meeting – once more – to think of yourself in relation with the others, to shape your thought according to the world, to leave a sign in the space through the lightness of the clouds.
IMG_0081 IMG_0077 IMG_0080

—————————————————————————————————————-

Berlin Farm Lab
Valentina Karga

Açılış | Opening : 08.11 – 19.00
09 –18.11

11.11 – 15.00 yemek-tartışma-sunum partisi | dinner-discussion-presentation party
Berlin Farm Lab | Valentina Karga
Mimar-sanatçı Valentina Karga Amber’12 Sanat ve Teknoloji Festivali kapsamında “Berlin Farm Lab” isimli projeisiyle PASAJist’te. Sanatçı şehirde kendine yetebilirlik fikri üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Berlin Farm Lab, kendi birikimlerini ve tasarladığı How to (nasıl yapılır) ve Do it yourself (kendin yap) videolarını paylaştığı bir platform. Bu tasarım zaten varolan sistemlerle hiçbirşeyin israf edilmemesi mantığının bir kombinasyonu. Valentina Karga, Yunanistan’da Teselya Üniversitesi’nde mimarlık üzerine master yaptı. Sürdürülebilirlik, yeniden kullanma, kendi kendine yetme, kapalı döngü sistemleri, çevre ve yemek Valentina Karga’nın çalışmalarını oluşturan anahtar kelimeler. Edindiği araştırma bursuyla, amacı sanat, bilim ve insan bilimleri arasındaki diyaloğu geliştirmek olan disiplenlerarası ve uluslararası doktora programı Berlin Sanat Üniversitesi’nde eğitimini sürdürüyor. Karga, 11 Kasım Pazar günü gerçekleşecek parti için herkesten PASAJist’te birlikte pişirilecek yemeğe katmak üzere birer malzeme getirmelerini rica ediyor. Beraber yenilecek yemek esnasında sanatçı çalışmalarını sunmayı ve katılımcılarla etkileşimli bir tartışma ortamı yaratmayı amaçlıyor.
Architect-artist Valentina Karga, is at PASAJist, with her project titled “Berlin Farm Lab” within Amber’12 Art and Technology Festival. She works on the idea of self-sufficiency in a city. Berlin Farm Lab, is a platfrom which she shares her knowledge and designs along with “How to” and “Do It Yourself” videos, The design is a combination of systems that already exist, although combined in a nothingis-wasted logic.Valentina Karga holds a master in architecture from University of Thessaly, Greece. Sustainability, reuse, closed loop systems,self containing systems, environmental and food quality are key-words in her work. Currently she is doing a research fellowship at the Graduate school of the University of Arts Berlin;a postgradual, interdisciplinary and international program whose goal is to advance the dialog between the arts, sciences and humanities.Karga, asks each of the participants to bring ingredients to the dinner which would be held in PASAJist on Sunday the 11th. She aims to present her work and to create an interactive, participatory discussion during the dinner.

www.valentinakarga.com

berlinfarmlab.tumblr.com

www.amberplatform.org

5 1 4

—————————————————————————————————————-

Akşam Oturması
Atölye

6 Kasım 18:30

Ne tam bir söyleşi, ne de tam bir atölye. Bu yüzden ismiyle müsemma bir akşam oturması.
Ev sahipleri Tevfik Çağrı Dural ve Şener Soysal’ın yönlendirmesi ile hep beraber konuların konuşulacağı, tartışılacağı, sohbet edilip çay içileceği ‘Akşam Oturmaları’nın ilk konusu “Görsel Algının Değişimi”
—————————————————————————————————————-

Tanrım Beni Baştan Yarat

4.11.2012    13.00-20:00

Tanrım Beni Baştan Yarat!
PASAJist – Duvarları, yerleri, tavanı deldik, boyadık. Artık bakım zamanı ertelenemez hale geldi! Daha elverişli bir alan için mekân iyileştirme- duvarları kazıma, çivileri sökme,delikleri kapama, boya badana partisi!!!Yardım etmek isteyen herkes için çöp torbasından modifiye edilmiş kostümlerimiz mevcut.4 Kasım’da saat 13.00’da.Tabii ki PASAJist’te…
—————————————————————————————————————-

BANG!
GÖNÜL NUHOĞLU

Açılış | Opening. 11.10 – 19:00
11- 21.10.2012

Eleştirel tavır olumlama değil, farklı bir his: bir diğer anlayıştır.” Gilles Deleuze, Nietzche and Philosophy Eleştirel perspektif, farklı alternatifleri tercih edebilmeyi, herhangi bir anlatının ya da olgunun ötesine geçebilmeyi; o, olguyu kritiğin evi olan, kriz anına sürükleyebilmeyi gerektirir. Gönül Nuhoğlu, alternatif sanatçı inisiyatifi PASAJist’te gerçekleştireceği, BANG! adını verdiği interaktif yerleştirmesinde, eğlence parkına ait bir eleman olan atış standını, dönüşüme uğratarak, sanatçı-koleksiyoner ve sanat piyasası topolojisine dönük eleştirel göndermelerle farklı bir koşula sürükleyerek kullanıyor. Kurumsal sanat dünyasının, tacirler, galeriler, koleksiyoncular, müzeler, rehberler, eleştirmenler, medyadan oluşan sanat sistemi topolojisi zaman zaman eleştirel anlatıların konusu oluyor. Koleksiyonerlerin yatırım aracı olarak eser alma pratiklerine yönelik oluşturulan etkin eleştiriler de, bunun devamı niteliğinde, yankı buluyor. Günümüz koleksiyonerleri ve hamileri sanat toplamaktan ya da sanata destek olmaktan çok, görkemli bir gösteri sahasının içeriğini doldurmakla ilgileniyorlar. Guy Debord, gösteriyi “sermayenin bir imge haline gelecek ölçüde birikmesi” şeklinde tanımlıyor. Hal Foster ise, ek olarak tanımın tam tersini “imgenin sermaye haline gelecek ölçüde birikmesi” olarak başka bir bağlam içinde kullanıyorsa da, her iki durum da değişik şekillerde, sanat ve koleksiyonerler arasındaki ilişkide vuku buluyor. Bu bağlamda, birbiri ardına izleyiciye sunulan birçok özel koleksiyonun görkemli birer gösteri sahası olarak konulu eğlence parklarını andırması tesadüfî olmasa gerek. BANG! bu fikir çevresinde konumlanıyor. Yerleştirmede kullanılan atış standı, gösteri parkından ödünç alınan bir sembol; kendilerinden, belirlenen hedeflere atış yapılması beklenen izleyiciler, oyunun aktif parçaları; hedefler ise, gelecek vadeden, sanatçıların kendilerinin ve işlerinin imgeleri olarak karşımıza çıkıyor. Atış yapılırken silahtan çıkan sesin onomatopoeik ifadesi BANG!, eleştirel tavrın kriz anına vurgu yapıyor. İsabetli atışları ile başarılı olan izleyiciler ise, sanatçının kendilerini değer gördüğü “koleksiyonerlik belgesi”ni almaya hak kazanıyor. Sanatçı, neden atış standında kullanılan standart hedefler, yerine gelecek vadeden sanatçıların kendilerinin ve işlerinin imgelerini kullanıyor? Bu imgeleri hedef alıp, atış yapan izleyici, başarı durumuna göre nasıl koleksiyoner olarak nitelendiriliyor? Sanat piyasası bir oyun, koleksiyoner olabilmek de beceri, tesadüf ya da şanstan mı ibaret? Gibi benzeri soruları kışkırtan BANG!, estetik deneyim ile oyunun iç içe geçtiği birçok kesişen katmandan oluşuyor. 
“The point of critique is not justification but a different way of feeling: another sensibility.” Gilles Deleuze, Nietzche and Philosophy Critical perspective requires the ability to choose different alternatives and to move beyond a narrative or a phenomenon and to push that concept to a moment of crisis which is the home of the critique. Gönül Nuhoğlu, will create her interactive installation BANG! in an alternative artist initiative PASAJist. In her installation she will present a familiar element of an amusement park -the shooting stall- in order to achieve a critical perspective on the topology of the artist-collector and the art market. In the topology of the institutional art world, traders, galleries, collectors, museums, guides, critics and media have been the subject of the critical narratives occasionally. Effective critics on the collectors’ practice of seeing art merely an instrument of investment echo on alternative environments. Today’s collectors are more interested in the spectacular aspects of art and far beyond being supporters. Guy Debord, defines “spectacle” as “capital accumulated to the point where it becomes the image”. In another context Hal Foster, uses the reverse of the definition “an image accumulated to the point where it becomes capital”. In different ways both interpretations find meaning in the relationship between art and collectors. This logic today of many private art collections reminds one of the amusement parks. BANG! is fully situated around this perception. The shooting stall used in the installation is a symbol borrowed from a fun fair. In BANG! the audience is challenged to shoot targets which are actually images of the works of promising artists. An onomatopoeic expression of a gun shooting BANG! emphasizes the crisis of the critical moment. At the end of this game, successful shooters/audiences will have a chance to win the “collector’s certificate”. Why does the artist use promising artists and images of their works instead of standard targets? How does an audience qualify as a collector? Is the art market only a game? What does one need to be a collector? BANG!, provokes these questions while intertwining both the aesthetic experience and the experience of playing the game. 
Metin | Text: B. Aylin KARTAL
Görselleri ile katkıda bulunan sanatçılar | Artists contributed in the project: antipop.com, Bahadır YILDIZ, Bahar OGANER, Berna ERKÜN, Can KURUCU, Cemile KAPTAN, Deniz ÜSTER, Derya ALTINEL (Galeri İlayda’nın izni ile), Engin KONUKLU, Ferit FURUNCU, Fırat NEZİROĞLU, Fulden ARAN, Gönül NUHOĞLU, Gülderen DEPAS, İlgen ARZIK, Mehmet VANLIOĞLU, Müge BİLGİN.
SONY DSC SONY DSC SONY DSC

—————————————————————————————————————-

Ayna Sırtı
Barış Mengütay

Açılış: 11 Eylül 19:30
11-16 Eylül 2012

Gölge: Işığın yaptığı çıkarma işlemi. Işıktan seni çıkardık, gölgen kaldı. Gerçeklikten seni çıkardık, ne kaldı? Ayak sesleri yaklaşmakta olan vicdan ağrıtıcı gerçekliği nasıl karşılamayı düşünüyorsun? Anlamak, yorumlamak ve ifade etmek için kullandığın kavram ve paradigma sandığında neler var? Kaçı kendi gerçekliğinle uyumlu? Gözünü gölgenden ayırma. Gerçeği sadece onda görebilirsin. Ayna seni yanıltır!
————————————————————————————————————————————————-
IPA Summer Fest 2012, IPA Platform Young Performance Artists Festival
4-11 Ağustos

This year Germany based International Performance Association (IPA) performance arts festival will reach new heights as it becomes an international performance festival. The first IPA festival held abroad will be held in Istanbul between 9 -11 August. This year the IPA festival will be organized by Istanbul-based arts and culture team KOZA Visual Culture and Arts Association and will be supported by maumau art residency and Swiss Arts Council Pro Helvetia with contributions of venue partners Salt Galata, Pasajist, Gallery NON, Pi Artworks, DEPO and Peyote. The festival, which will be held between August 9 to 11 will host 20 artists’ performances, while the workshops and summer camp which will be held between July 29 to August 4 will be hosting 46 students. The IPA-Istanbul Festival, as a new highlight of Turkey’s art scene, aims to be a platform for encouraging the practice of performance art by uniting performance art lovers as well as emerging artists from all over the world to exchange their ideas and experiences.
t3t2 t1
—————————————————————————————————————-

Berlin Odası | Berliner Zimmer
Karen Bartram – Bernd Riehm 

Açılış | Opening: 21 Haziran- June 19.00
22 Haziran | June–1 Temmuz | July 

Berliner zimmer Berlin’e özgü bir mimari özellik. Bu tema hakkında, farklı geçmişler sahip iki sanatçı hem kişisel, hem de birlikte araştırmalar yapıyorlar.
Artists from different backgrounds show works from inside and outside of Berliner Zimmer. Berliner Zimmer is an architectural speciality of Berlin.
————————————————————————-

İniş-Çıkış | Up and Down
Çiğdem Menteşoğlu

Açılış | Opening: 7 June 19.00
8 – 17 Haziran | June

Projeye ismini veren Up and Down, yukarı ve aşağı yön göstermesi dışında, günümüzde yaygın olarak beliren bir mod (durum/hal) durumuna dönüşen bu expresyon;ruh halinin yukarıda (pozitif) ve aşağıda (negatif) oluşuyla ilgili bir psikolojik durumu da tanımlar. Bu ikili anlam Pasajist’ in mekanına özgü hazırlanacak bu yerleştirme ve resim projesinde birbirini destekler ve anlamı güçlendirecek fraklı bir fiziksel eylem de katacaktır.
The expression UP and down which is the name of the Project, nowadays, do not only show the directions but also the mode: it determines also a psycological status, emotional state is up (positive) and down (negative).These binary sense grows sstronger with the painting and installation project especially designed for PASAJist’s space and a different physical drive would be realised.
—————————————————————————————————————-

Sınır | Border
Demet Yalçınkaya

Açılış| Opening: 24 May 19.00
25 Mayıs | May – 3 Haziran | June

Birey olma çabasındaki kadın, bir yandan toplumu oluşturan ve devamlılığı sağlayan kuralların sınırlarını zorlamaktadır. Projedeki sınır kavramı, kadının toplumsal rollerindeki ait olma-olmama, kabul etme-reddetme temelli gerilimlerine odaklanmaktadır. Mekandaki yerleştirme, izleyiciyi bu türden bir ele alışla imge, görüntü ve ses deneyimine dahil etmeyi amaçlar.
The woman who is in an effort to be individual, pushes the rules of the boundries which constitute the society and provide to the society the continuity. The notion of ‘border’ in the project focuses on the woman’s roles in society, the tension of belonging – no belonging, acceptance – rejection. Installation in the room, invites the audiences to the experience of image, video and sound.
SONY DSC SONY DSC SONY DSC
—————————————————————————————————————-

Bitmeyen Yolculuk | Endless Voyage
Joma

Açılış| Opening: 10 Mayıs | May
11 – 20.05.2012

Interactive Photo Exhibition | Interaktif Fotoğraf Sergisi
Bitmeyen Yolculuk, 2003 yılında başlayan, göç hareketleri tartışmalarına yeni bakış açıları getirmeyi amaçlayan bir sanat projesi. Akdeniz çevresindeki, kültür ve insanları zaman ve mekanda birbirine bağlayan kompleks sirküler ideal bir yol.
“ENDLESS VOYAGE” is a project of art and thought that started in 2003, aimed at bringing new voices into the debate on migratory movements.It is a complex circular ideal path that connects cultures and people around the Mediterranean in time and space.
163364_381678481884787_215501401_n 559662_381676368551665_74242991_n
—————————————————————————————————————-

Psikedelik Kadınlar | Psychedelic Women
Amina Zoubir

26 Nisan Açılış /April Opening
27 Nisan / April – 6 Mayıs / May 1

 

Cezayirli sanatçının videoları hareket halindeki kadın vücuduna farklı bir bakış sunuyor. Kadınlar için evlilik mekanları serbest bir dışavurum alanına dönüşüyor. Videonun sesi uzamsallaşma hali, 60’ların ahlaki gevşeyişlerini anımsatan hipnotik psikedelik müziğe referans veriyor. Bu durum farklı mekanlarda hareket eden ve bireysel hareketleri etkileyen sosyal ve dini kodlamaları farklı şekillerde işleyen kadın ve erkek arasındaki karşılıklı değişimin yoksunluğuna neden oluyor.

Algerian Artist’s videos offer a strange immersion among women’s bodies in motion. For women, the wedding locations become spaces of free expression. The music used in the video refers to a hypnotic psychedelic music promoting the relaxation of morals in the sixties. This raises the lack of exchange between men and women, often moving in different places and deliberately separated from the application of social and religious codifications that influence individual behavior.

MINOLTA DIGITAL CAMERA MINOLTA DIGITAL CAMERA MINOLTA DIGITAL CAMERA
—————————————————————————————————————-

“Bütün ateşler, Ateş” | All fires, the Fire
Elizabeth Aro

12 Nisan Açılış/ Opening
13-22 Nisan/ April 2012

“Bütün ateşler, Ateş” Arjantin yazar Julio Cortazar’ın kısa öykü kitabı ile aynı ismi paylaşıyor. Bu isim her birimizin ruhunda yanan ateşi işaret ediyor. Ateş gizemini koruyor. Farklı dinlere mensup pek çok insan kendilerini duyan bir tanrının varlığına inanıyor. Hayatı, tutkuyu ve hareketi doğuran ateş ışığın enerjiye dönüşmesini simgeliyor. Sanatçının kumaşlarla yaptığı yerleştirmesiyle seyirci bu duyguları, görsel algı ile deneyimliyor.
Elizabeth Aro’s work interweaves the emotion of the materials used, such as velvet, brocade, photography, drawings with the dryness of the sensory impact of the approach.The dichotomy that is generated by feelings, emotions and ideas of the individual and the stage of impulses, stress and feelings by means of which the individual moves is the main point which she likes to work on, trying to evoke the hidden energy in the material and letting it play with the human being’s depth.Having engaged elements as diverse as water and fire, her work reproduces familiar visual signs, arranging them into a new conceptually layered pieces. In her first PASAJist solo show, these themes are combined by installations that feature the idea the artist has of them juxtaposed with photography and drawings.
Thanks JULIDE OZCAN for her collaboration and thanks the Consul de la Republica Argentina in Istanbul MERCEDES PARODI.

http://www.elizabetharo.com/

SONY DSC SONY DSC SONY DSC
—————————————————————————————————————-

Kimliksiz Bedenler | Bodies Without Identity
Yavuz Kılıçer

Açılış| Opening 5 April 19.00
6-8 Nisan | April

Yerleştirme | Installation
Kimliksizlik; günümüz dünyasında kendisini ortaya koyamayan, kendisine bir yer bulamayan, insanların sahip olduklarından taviz vermeleriyle başlayan bir erime ve yok olma durumu. Kendimiz olmak her gecen gü daha da zorlaşıyor. Kimliksizleşen bir nesil olmaya basladığımız günümüzde; süreç içerisinde devam eden çalisma ile, seyirci, sanatçının ürettiği bedenleri istediği gibi yerleştirerek serginin yaratıcısı konumuna geçecek.
Lack of Identity; describes the process of evanescence through which the modern world assimilates the individual and forces each of us to compromise our true colors. In a world of emptiness, we do not dare to be ourselves anymore. This exhibition aims to make a change by encouraging the audience to take part in the creation of art.
—————————————————————————————————————-

Taşeron | Outsourced
rum46

Açılış: 22 Mart Perşembe 19.00

2012 yılı boyunca rum46 “taşeron” terimi üzerine yoğunlaşıp  araştırmalar yapıyor. Sanatsal pratiğini Danimarka’da cadde üzerinde 46 numarada bulunan fiziksel proje mekanını farklı ülkelerde farklı mekanlara taşıyarak yapıyor. Bu kez PASAJist’in önündeki caddeye taşınarak yeniden dışa aktarılmış ve inşa edilmiş olacak. Ekonomide üretimin bir bölümünün “dış kaynaklı” olması ve başka ülkede üretilmesinin ekonomik olarak avantajlı olabilmesinden yola çıkarak rum46 kar amacı olmayan aktivitelerini “dış kaynaklı” hale getiriyor. Kültürel, estetik ve sosyal alanda “dış kaynaklı” olanın insanlara ne gibi değerler kazandırdığı sorusunun cevaplarını araştırıyor.

In 2012 rum46 is investigating the notion outsourcing. As part of this investigation they visit PASAjist in Istanbul rum46 will literally be outsourcing their artistic practice by moving their exhibition space to the street in front of Pasajist’s space. The physical project space will be reconstructed and outsAourced from its Danish street-address, number 46. For two weeks, this staged physical plateau of rum46 will be hosting workshops, talks and suppers. The topic will revolve around the notion of cultural valuation, as rum46 will be examining what cultural value they, can gain from the outsoucing process.

http://www.rum46.dk/
http://rum46.blogspot.it/
047 070 016
—————————————————————————————————————-

Cockaigne Burada! || Cockaigne Here!

SANATÇILAR: İsmet Doğan, Genco Gülan, Fatih Balcı, Barasinga, Ali Sarugan, Daralan, Vay Be, 657!, Ayşe Gul Süter, Mehmet Öğüt, Deniz Beşer, Gülen Eren, Barış Mengütay, Itır Demir, Kıymet Daştan, İbrahim Koç, Harun Töle, Sarı Kaan, Erim Bikkul, Fulya Çalışkan, Mustafa Erden Kahveci
Küratör: Ali Şimşek – Rahmi Öğdül Danışman: Denizhan Özer

Açılış  13 Mart /March
14- 18 Mart/ March

Güney Amerika’ya ayak basan Kolomb karşılaştığı bolluk karşısında duygulanır ve mektuplarından birinde “tam bir Cockaigne” diye söz eder Güney Amerika’dan. Gerçi şarabın olmamasından ve yerlilerin gayri Hristiyan adetlerinden şikayet etse de ortaçağa hakim olan bu bolluk ülkesi fantazilerinin gerçekleştiğini düşünmektedir. Günümüzdeki göç hareketlerine baktığımızda hayali bir bolluk ülkesine doğru yapıldığı görülmektedir bu hareketlerin. Bolluk ülkesi düşleri neredeyse tüm insanların kolektif bilincinde bir yeryüzü cenneti olarak hala yatmaktadır.

—————————————————————————————————————————–

Yüz/An | Faces of the Moment
Didem Durukan

Açılış 6 Mart/ Opening 6 March
7- 11 Mart/ March

Yüz/an projesi, insanın iç dünyasındaki değişimleri, toplumda barınma kaygısını anlatıyor. Kimliklerimizi oluştururken nelerin bizi etkilediği sorusunun cevaplarını arıyor. Deneyimlerimizin, kişiliklerimize kattıkları ve eksilttiklerini sorgulayarak kartvizit gibi bir malzemede her ayrı bir yüzün, ne kadar değişken varlıklar olduğumuzu göstermesini amaçlıyor. Proje insan doğasına odaklanarak, değişimin kaçınılmaz olduğunu sergiliyor.
Faces of The Moment Project expresses people’s  inner world changes, fears of existence in  the society.  it is looking for answers what effects us when we form our personalities. it intends to show that how changeable beings we are on  a material such a business card while it is questioning our experiences which adds and reduce  to our identity. This Project focuses on human nature and expose that alteration is inevitable.
431193_3032821372752_1029445196_32778366_1982621397_n 1 424795_3042644978336_1029445196_32783045_315256590_n
—————————————————————————————————————-
Open Call to Porta Pila Art Market, Torino/ Italy
Deadline: 12th March 2012
 To realize a participatory art project, an artist will be invited for 10 days in May to Torino, Italy. The project will last 6 days and take place in Porta Palazzo Market Place. Artists are expected to realize their projects on market space in these 6 days from 8.30 AM till 2.30 PM.
–          The stall will be already prepared before the arrival of the artist,
–         The artist can add a removable construction details on the stall.
–          The selected artist need to collaborate with an Italian artists, they can either make a collaborative project or they can share the stall.
–          Accommodation, honorary and production costs (limited) will be provided.
–          Artist will have all the needed help but they have to be independent to proceed and flexible to the conditions.
–           Turkish artists need to speak fluent English or Italian to be able to communicate.
–          Accommodation, honorary and production cost (limited) will be provided. –         

Project proposal should integrate;

  1. Specific project proposal for Porta Pila Art Market.
  2. Updated CV
  3. Portfolio of previous works

The artist who is interested, please send materials in a single mail with an indicated subject “name, surname- PPAM”: pasajist@gmail.com

—————————————————————————————————————-

Beyoğlu Sesi
Banu Taylan

Açılış | Opening: 23 Şubat
24 Şubat- 3 Mart | March

“Beyoğlu Sesi Ses Enstalasyonu Pasajist’te karanlıkta, gözü kapalı Beyoğlu sesi dinleyerek gerçekleşecek. Ses ses Beyoğlu Sesi… Kayıttayım ses topluyorum. Beyoğlu’nda yürürken duyduğum sokak sesi, mağazalardan gelen müzikler, gittiğim konserler, Tramvay sesi, Doğaçlama…larımız, insanların sesi, simitçiler, kestaneciler, piyangocular, sokak müzisyenlerinin müzikleri, Pasajist’te gerçekleştirdiğim etkinliklerin sesi…” Banu Taylan İstanbul’da yaşıyor, illustrasyon ve ses enstalasyonu üzerine çalışıyor. Çizgi ve ses kombinasyonlarının farklı formatları üzerine iş üretiyor. Bunları insanlarla iletişim ve paylaşım için birer araç olarak kullanıyor. Sesleri kaydetmeye ve sesler üzerine oynamaya sokakta sesler çıkararak yürüdüğünü farkettiği zaman başladığını belirten Taylan, aynı zamanda Radiofil’de Hayal TutacaklaRI adında bir program yapıyor. Sanatçı, Beyoğlu Sesi isimli bu projesinde, Beyoğlu’nda duyduğu tüm seslerden yola çıkıyor.
“Beyoğlu Sound, Sound installation will be realized in PASAJist, listening to Beyoğlu, eyes shut. The sound is the sound of Beyoğlu. I’m taping, I collect sounds. The street’s sounds while walking in Beyoğlu, music from shops, the concerts I went, the sound of the tramway, our improvisations, voices of people, simits’ chestnuts, lottery sellers, music of street musicians, the sounds of the events I realized at PASAJİst….” Banu Taylan is an illustrator and a sound artist based in Istanbul. She works on different formats of drawing and sound combinations. She uses them as a tool to communicate and share with the society. Taylan, who also soes a radio program at RadioFil called “Hayal Tutacakları” informs that she started recording and playing with the tones when she realized that she was walking in the street, gabbling over. Artist, in this project, sets off with the sounds she collects in Beyoğlu.
İçindekiler- Beyoğlu Sokak Sesi Pasajist Sinestezi Etkinlik Kağıt Sesi Performansı Banu Taylan Beyoğlu Sokak Sesi Deniz’in evinde doğaçlama Deniz Banu Gizem Beyoğlu Sokak Sesi Beyoğlu’nda gezerken Serna ile Arhan ile Karakterli Doğaçlama Performans Etkinliği Pasajist Banu Taylan yürütür Beyoğlu Sokak Sesi Briken Aliu&Friends – Factory – konuk ses Banu Taylan Kuledibi Sokak Müziği Sesi Halep Pasajı Bahçe Korosu Pasajist Etkinlik Banu Taylan yürütür Beyoğlu Sokak Sesi Briken’in evindeki müzikler Beyoğlu Sokak Sesi Pasajist’te Mandolinim Deniz Banu Gizem Beyoğlu Sokak Sesi Transcendental Sessions vol.1 ‘Rammy Roo’ – Peyote – konuklar Barıştık Mı ve Banu Beyoğlu Sokak Sesi Barıştık Mı – Göstembil Project – Kemancı Beyoğlu Sokak Sesi Barış Banu Beyoğlu’nda gezerken Beyoğlu Sokak Sesi Fairuz Derin Bulut – Konuk Yasu Alpalan – Kemancı Beyoğlu Sokak Sesi Halep Pasajı Bahçe Korosu Pasajist Etkinlik Banu Taylan yürütür Beyoğlu Sokak Sesi Etreh & Christoph Höfferl – İndigo Beyoğlu Sokak Sesi Beyoğlu Beatles Cafe Beyoğlu Sokak Sesi İçindeki Sesler: Beyoğlu’nda yürüyenler, Sokak Müzisyenleri, Banu Taylan, Pasajist, Deniz Beşer, Fatoş Kara, Briken Aliu, Arhan Arıcılar, Gizem Malkoç, Olgun Acar, Rammy Roo, Barıştık Mı, Emrah Altınok , Batuhan Akkaya , Arda Engin , Christoph Höfferl, Fairuz Derin Bulut, Lilya, Ece Budak, Yeşim İmre Hanoğlu, Nevra Ayşem Savaşçı, Bahadır Bolaman, Leo Wells, Yasu Alpalan…
—————————————————————————————————————-

Söylem Nefret | Hate Speech
Türkan Akkulak Koç 

Açılış | Opening: 9 Şubat | February 2012
10 – 19 Şubat | February 2012

Herkes bir diğeri için öteki, bir diğeri için yabancı, belirsiz ve ürkütücü. Önyargılara hazır bütün söylemler. Benden veya bizden olmayan dışlanmalı, yok sayılmalı ve hatta yok edilmeli … Nefret söylemi zuhur edilir, ince ince dokunur tüm algılarda. Aşağılayıcı, küçük düşürücü, yok edici bir dildir. Yani kendinden olmayanı, farklı olanı kötünün bütün temsilleri olarak kodlar. Her gün okuduğumuz gazetelerde, izlediğimiz programlarda, bazen tatlı bir sohbetin ortasında bir deyimde, güzel bir romanın satır aralarında karşımıza çıkar. Biz fark etmeden bizi ele geçirir. Bazen bir doğal afetin yıkıntıları içinde ilahi adaletin tecellisine duyulan inanca dönüşür.  Faşizan, provakatif dil toplumsal ve bireysel uçurumları gittikçe derinleştirir. Düşmanlarımıza yeni düşmanlar katarız. Kürtler, Ermeniler, Rumlar, göçmenler, Müslimler- Gayrı Müslimler, türbanlılar, laikler, Atatürkçüler, travestiler, eşcinseller, engelliler, Çingeneler,  tecavüzü hakedeneler, güzeller, çirkinler…

Everyone is an other for the other, a stranger, an indefinite, a fearsome… all the speeches are open to prejudices. Everyone excluded from me or us, everyone has to be marginalized, has be ignored and even destroyed. Hate speech arises, bit by bit, gets into the perception. Injurious, pejorative, it’s a suicidal tongue. It codes all not from itself, different ones are the representations of badness. It appears in the daily newspaper we read , on the tv programs we watch, sometimes in the middle of a sweet chat in expressions we use, in between the lines of a marvellous book we choose. It captures us before we realize. Sometimes it transforms to the manifestation of divine justice, in the wreckage of a natural disaster. Fascist, provocative usage of language deepens on the trough between the social and individual. We create enemies with our enemies. Kurdishes, Armenians, Greeks, immigrants, Muslims- Non-Muslims, theocratics, seculars, Kemalists, travesties, gays, handicapped people, gypsies, ones who deserves to be raped, beautiful and ugly ones.

2 IMG_3554
—————————————————————————————————————-

Para Mevzuu
Elmas Deniz, Özgür Demirci
Küratör: Nicoletta Daldanise  

Açılış 26 Ocak 2012
27 Ocak – 5 Şubat 2012

flyer1
 
Küratörlüğünü Nicoletta Daldanise’in yaptığı Para Mevzuu sergisi, sanatçılar Elmas Deniz ve Özgür Demirci’nin katılımıyla 26 Ocak-5 Şubat 2011 tarihleri arasında PASAJist’te yer alacak. Sergi temelde, yoksulluk ve sanatçıların çalışma koşullarına dikkat çekiyor. Elmas Deniz son dönemde kent yoksulluğu ve konsensus dışında kalan değer sistemleri üzerine çalışıyor, yoksulluğu kendi içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum ve siyasal bir perspektiften çeşitli etkileriyle değerlendiren sanatçı, bu sergide sadece metin ağırlıklı işlerini sergiliyor. Özellikle küresel çapta yoksulluk hakkındaki gerçekleri dolaysız ve dümdüz ortaya koymak amacıyla metnin olanaklarını ve çarpıcı alıntıları kullanıyor. Özgür Demirci, sanatçı olarak yaşadığı tecrübelerden oluşturduğu çalışmaları ile sanat dünyası içinde yaşanan finansal problemleri ve bu problemlerin sanatçılar üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Çalışmalar, ironik bir biçimde, sanatçının ekonomik olarak sıkıntılı çalışma koşulları ve ayakta kalma stratejileri üstüne imgeler sunuyor ve bu süreçte sanatçının sanat kurumları ile yaşadığı ilişkileri irdeliyor.
Money issue exhibition curated by Nicoletta Daldanise will take part at PASAJist between 26th January to 5th February 2011 with the participation of artists Elmas Deniz and Özgür Demirci. Exhibition mainly deals with poverty in general and working conditions of the artists. Elmas Deniz recent work revolves around poverty in urban context and value systems that are distinct from the ones that are operating in our capitalist societies. She evaluates the issue of poverty from her social economical status through this political perspective. This exhibition mainly includes her text based works, aims to expose bare facts about poverty in global scale using the possibilities of text, basically quotes. Özgür Demirci’s works based on his own experiences as an artist that focuses on the financial problems of the art system and its effects on the artist’s. His works ironically deals with the issue and consist of images about difficult working conditions and survival strategies of the artist’s while he also investigates artist’s relation with the art instutitutions.
11 SONY DSC
—————————————————————————————————————-

Yedi suikast | Seven conspiracies
ArtProjectBrockmann, Hüseyin Özer, Nejla Yılmaztürk, Leyla Aksoy, Selviye Durmuş, Elif Akar, Sema Çağlar

Açılış 19 Ocak | Opening 19 January 2012
20-22 Ocak | January

Yerleştirme, Video | Installation, video
5
Altı sanatçı, beş dizayn ve bir model hepsi bir gösterimde. Her sanatçı/modacı kanın farklı bir fikir veya tasarımı ile çalışır fakat bununla beraber tümü aynı malzemeyi kullanarak çağdaş bir kurulum yaratır. Kanın fonksiyonu, dışavurumun estetik anlamı kadar güzel bir sembolüdür. Bu yaklaşım ve kıyafetlerin kavramsal tasarımı sayesinde bu kurgu, Türkiye’deki ve dünyanın diğer ülkelerindeki sömürü düzenine dayalı tekstil endüstrisindeki çalışma koşullarına dikkat çeker ve bu problem hakkındaki farkındalığı arttırır. Aynı zamanda bu proje, Almanya ile Türkiye arasındaki kültürel birlikteliğin artmasına ve kültürlerin sanatsal kavramları ile grup çalışmalarını birbirine bağlar.
Six artists, five designs and one model in performance. Every artist\designer works with a different idea or conception of blood but nevertheless all of them use the same material to create a contemporary installation. Blood functions as a symbol as well as a specific aesthetic means of expression. Through its approach and its conceptual design of the clothes the installation puts a focus on the exploitative working conditions in the textile industry in Turkey and other countries of the world… and by this raises awareness for the problem. At the same time the project emphasizes the cultural collaboration between Germany and Turkey and links both cultures by its artistic concept and teamwork.
7 8 9

—————————————————————————————————————-

Çorbada Tuzum Olsun

10 Aralık 2011, Cumartesi

 

“Çorbada Tuzum Olsun” bir yıldır Halep Pasajı’nda bağımsız bir sanat alanı olarak faaliyet gösteren PASAJist’in bu zamana kadar yaptıklarını gözden geçirip, eksiklerini tamamlamak için fikir alışverişinde bulunacağı, özellikle ayni destek arayacağı bir akşamüstü partisi. Ortada fokurdayan çorbaya bir kepçe batırılırken fikirlerde yoğunlaşmayı, önerilerde bulmayı ve bir arada tamamlanan ilk yılı kutlamayı amaçlıyoruz.

PASAJist, running as an independent art space since December 2010 without any foundations, celebrates its first year with a fundraising party, “Çorbada Tuzum Olsun” We are looking forward to meet you, 10 December, Saturday at 5 pm, to criticise what we ve done last year, to discuss our needs and goals and especially to find alternative ways to make PASAJist sustainable. Ps: ”Çorbada Tuzum Olsun” is a Turkish expression which mean is more or less ”I shall put a little salt in the soup”

 
İllüstrasyon: Banu Taylan
 
Müzik: Deniz Beşer
384819_280508265335143_152521824800455_871434_542184854_n 390039_280508835335086_152521824800455_871435_208159357_n IMG_2781
—————————————————————————————————————-

Bu yıl 6.sı düzenlenen Contemporary İstanbul’a PASAJist Stefan Endewardt’ın SpaceLab projesi ile katılıyor. PASAJist İstanbul Kongre Merkezi 705 numarada!

Stefan Endewardt tarafından gerçekleştirilecek olan SpaceLab, şehirdeki mekanlar, durumlar ve kaynaklar ile ilgilenen, sezgisel olarak gelişen bir enstelasyon. SpaceLab’de üretilen işler bilimselden ziyade subjektif bir karaktere sahip. SpaceLab çoğunlukla kendini kentsel bir metin gibi şehrin mekansal ve sembolik değerleri üzerinden ilişkilendirir. Uzun vadeli bir perspektif içinde, sanatsal biçimler mekandan dışlanmayı ve dahil olmayı, kentsel dinamikleri ve soylulaştırma süreçlerini yansıtmayı hedefliyor.
SpaceLab by Stefan Endewardt, is an intuitive growing installation, which deals with spaces, situations and resources in the city. The artworks produced in the SpaceLab have a subjective character rather than a scientific one. SpaceLab concerns itself mostly with the compiling and surveying of spatial and symbolic settings of a city – as a kind of an urban text. In a long term perspective the artistic formats hope to reflect increasingly about inclusions and exclusions in places, urban dynamics, gentrification processes.
387671_272658192786817_152521824800455_850951_1783225230_n 384150_272659319453371_152521824800455_850955_1815038653_n 325518_270001716385798_152521824800455_844060_1546925119_o
—————————————————————————————————————-

Prolific Istanbul | Üretken İstanbul
Stefan Endewardt(DE), Annette Knol(NL), Anne Kohl (DE)

Açılış | Opening: 10.11.2011

11. 11. 2011- 20.11.2011

“Üretken İstanbul” da Kotti Shop Berlin’in prolifik ekibi (Anne Kohl, Annette Knol, Stefan Endewardt) sanatçı ve sanatçı olmayanlardan oluşan lokal çalışanlarla geçici bir sanat fabrikası kuruyor. Sanat fabrikası ağır koşullarda ucuza çalıştırılma, ekip içinde veya serbest çalışma modellerinin çalışan insan ve ürünler üzerindeki etkisini deneyimliyor. Fabrika olabildiğince üretken olmayı amaçlıyor: Prolifik olmayı. “Üretken İstanbul” aynı anda hem üretim, hem performans hem de sergi olanağı veriyor.  in-prep-pre-prolific ”Üretken İstanbul 2012″ 2012′de İstanbul’un geleceğini keşfe çıkma etkinliği. Tek bir üretme çizgisinde farklı formatlarda kolektif deneyimler gerçekleşecek. 10 Kasım’da açılacak olan etkinlik 11- 20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek. Ayrıca Kotti- Shop sizi aşağıdaki 3 etkinliğe davet ediyor:  
PRE:                The Tape Bar –Açılış: Berlin Kotti-Shop stilini İstanbul’a getirme
PREP:             TAPE Workshopları – Ortak sanat fabrikası                           
PROLIFIC:    Kapanış – Workshop çalışmalarının sunumu                         
 
Prolific Istanbul sets up a temporary art factory in which theProlific-Team of Kotti-Shop Berlin (Anne Kohl, Annette Knol, Stefan Endewardt) collaborates with a team of local workers which consists of artists and non-artists. The art factory experiments with different models of labour ranging between Sweatshop, assembly line and freelance to assess the effects that these different models have on the working individual and the product. The factory aims to be as productive as possible: prolific. Prolific Istanbul is a production facility, performance and exhibition at the same time. in-prep-pre-prolific is an event exploring the future of Prolific Istanbul2012.
Working on the single production line TAPE we will collectively experiment with different art formats.  
We like to invite you to:
PRE:                The Tape Bar – Opening bringing the Berlin Kotti-Shop Style to Istanbul            
PREP:             TAPE Workshops – Collaborative art factory workshop                                        
PROLIFIC:    Show Off – Presentation of the works made in the workshops                             
—————————————————————————————————————-

Öteki Duvar | The Other Wall
Nurgün Özmelek

Açılış | Opening 21/10/2011
22/10/2011 – 30/10/2011

Nurgün Özmelek, “Öteki Duvar” adlı ilk kişisel sergisini 22–30 Ekim 2011 tarihleri arasında PASAJist Beyoğlu’nda açıyor.  Nurgün Özmelek’in işleri, toplumsal cinsiyet sorunsalı üzerinde yoğunlaşıyor. Duvarı eril iktidar söyleminin bir sembolü olarak ele alan Özmelek, onda delikler ve yarıklar açıyor. Böylece duvar asıl işlevini yitiriyor, ötekileşiyor. Türk Dil Kurumu Sözlüğü duvarı, koruyan, ayıran, sınırlayan, engelleyen, hapseden dikey bir düzlem olarak tarif ediyor. Öyleyse şöyle de denebilir: Duvarlar, kurulmuş olan sistemin aynen devam etmesi için gereklidir. “Kadınlar” der Virginia Woolf, milyonlarca yıldan beri evde oturuyorlar. Öyle ki yaratıcı güçlerini zamanla duvarlar emiyor…” “Aslında duvarların her zaman görünür olması da gerekmez” diyor Özmelek ve şöyle devam ediyor: “Önce korkuyu akıtırlar içimize, sonra korunmak için çoğu zaman kendi duvarlarımızı kendimiz öreriz. Duvarlar yaşam alanımızı belirler, davranışlarımızı tanımlar. Duvarlar kadınları cinsiyetine uygun davranmaya, korunaklı alanlarda yaşamaya, alçakgönüllü üretime, uzlaşmaya, geleneği korumaya, bakışlardan korunmaya yönlendirir. Duvarların içinde yaşayanlardan kaderine razı olmaları, susmaları, sabretmeleri, erdemli olmaları beklenir. Pek çoğu içerdeki edilgen yaşamla uzlaşma yoluna gider. Görünmez duvarların içinde kabullenişin kaderini yaşar. Oyalanır durur.” Özmelek şöyle devam ediyor: ”Duvar benim mitimde eril iktidar söyleminin kadının üzerinde kurmuş olduğu baskıyı temsil ediyor. Bu duvarda açılan her delik, o duvarın işlevini yitirmesine sebep oluyor. Duvar, ötekine dönüşüyor, kadınlaşıyor. Aynı zamanda, farklı biçimde görünen her delik/yarık, farklı birdişi kimliğe farklı bir döl yatağına, farklı bir dünyaya, farklı bir geleceğe referans veriyor.” .  
Nurgun Ozmelek’s work concentrates on the social gender problem. Ozmelek, in her work of art, handles the wall as a symbol of masculin power discourse and questions the problem by opening holes and cracks on it. The word “wall”, in the Turkish Language Dictionary, is defined as a vertical plane which protects, separates and imprisons things and beings. It can be said that walls are necessary for the preservation of the established system. Virginia Woolf says, “women have been living in their houses  for millions of years and  walls have sucked their creative power..” Ozmelek says, “Actually it is not always necessary for the walls to be visible. Primarily they infuse fear in us. Therefore we often build our own walls in order to protect ourselves: walls determine our life sphere, characterize our behaviour. They force women to behave according to the norms of  their sex,  live in protected areas,  be content  with modest production, preserve tradition, lead a policy of compromise and prevent themselves from the gaze of foreigners. It is accepted that those who live behind  the walls should accept their fate as it is, be patient, silent and virtuous. Many women compromise with the passive life inside the walls. They live the fate of acquiescence behind the invisible walls and dally with unnecessary activities. Ozmelek continues thus: ”In my myth the “wall” symbolizes the invisible coercion imposed on women by  masculine power. Every hole dug in this wall will decrease its function. Then the “wall” is no more the same, it is womanized. Every different hole and crack dug in the wall refers to a different feminine identity, a different uterus, a different  world and a different forthcoming future.” 
—————————————————————————————————————-

Belki seni bir daha hiç göremeyeceğim | Maybe I’ll never see you again
Malin Lennström – Örtwall

Açılış | Opening: 7 Ekim 2011
8 – 16 Ekim

Norveçli sanatçı Malin Lennström- Örtwall kişisel sergisi ” Belki seni bir daha hiç göremeyeceğim” 8- 16 Ekim tarihleri arası PASAJist’te. Son birkaç yıl içinde Filistin’e ziyaretler gerçekleştiren  Lennström- Örtwall işinde işgal altındaki Filistin’in güvensizlik ortamı üzerine odaklanıyor. Filistin topraklarındaki mekan, ayrılık ve hapsolmanın doğası hakkındaki soruları araştırıyor. Lennström- Örtwall, Filistin’deki politik durumu ve insan doğasındaki savunmasızlığı ve kırılganlığı enstelasyon ve metin çalışmaları üzerinden gösterecek.
The Norwegian artist Malin Lennström-Örtwall will exhibit the solo show «Maybe I’ll never see you again» at PASAJist 8.October – 16.October. After several stays in Palestine over the last few years, Lennström-Örtwall’s work focuses on the vulnerability that can be found in the occupied Palestine. Her work explores questions of location, separation and the nature of confinement within the Palestinian territories. At Pasajist, Lennström-Örtwall will show installations and text works that’s referring to the current political situation and human vulnerability.
2 5 17lennstrom_ortwall
—————————————————————————————————————-

Kentsel Bahçe Laboratuvarı | Urban Garden Lab
Seçil Yaylalı, Isa Andreu
Çağıl Yurdakul (Architect – TR), Sina Möhring (designer – DE), Mayte Ample (graphic designer – ES), Florence Aigner (visual artist- FR), Esin Turan (visual artist – AT /TR), Roberto Necco (graphic designer -IT), Banu Taylan ( sound artist- TR), Per Schumann (artist and designer – DE)

Açılış | Opening 9 September 2011
10-25 September 2011

Seçil Yaylalı ve Isa Andreu iki hafta boyunca 27 m2lik PASAJist proje mekanını kentsel dönüşüm bahçesine dönüştürecekler. Bulunduğu Halep Pasajı içersinde sanatsal etkileşim için olanaklarını gözlemleyip, davetli sanatçı ve mimarların işbirliği gerçekleşecek.Alışveriş merkezinin içerisinde yer alan PASAJist, bulunduğu gerçekliğin dışında paylaşım ekonomisi ve birlikte üretim mekanına dönüşecek. Dönüşüm bahçesi bağışlanmış objeler, kent içerisinde bulunmuş malzemelerden oluşturulacak. İki hafta boyunca mekan izleyiciler, davetli sanatçılar ve pasajda calışanların katkıları ile sürekli dönüşüm halinde olacak. PASAJist’de ve Halep pasajı’nın içerisinde gerçekleşecek olan PİKNİK Molaları (hareketli söyleşi ve toplantılar), Halep Pasajı’nın sosyal ve kentsel çevresi ile ilgili “gayri resmi” ve “günlük” bilgi edinme üzerine olacak. Bahçe, gözlemlerin, birlikte üretim pratiklerinin, kentsel okumaların, sanatsal değiş-tokuşun ve disiplinlerarası görsel araştırmanın yapıldığı geçici bir laboratuvar alanı olacak.

During two weeks, Seçil Yaylalı and Isa Andreu will transform the 27sq m of PASAJist Art Space into an urban recycled garden. There will take place artistic interactions within the Hallep passage, involving the sellers  in collaboration with invited artists and architects. The PASAJist space, located within a shopping mall, will be driven by an economy of sharing and collective production / contribution out of its daily use. The recycled garden will be created from donated objects and findings in the city, recycled into the space.  During the exhibition’s weeks the space will get continuously transformed through the research and actions contributions of the Passage workers, visitants and invited guests. PICNIC breaks (mobile conversation gatherings), will be held in PASAjist and around the shopping mall, to gather a more “informal” and  “daily” knowledge about the urban and social environment of the Halep Passage. The garden will be a temporary laboratory where to undertake observations and experiments about collaborative practices, urban readings, artistic exchange and interdisciplinary visual research.

Paralel Etkinlikler- Paralel Events 10-25 Eylül 2011 Salı ve Perşembe -Pazar arası 15:00- 20:00 PASAJist; Halep Pasajı 106 Beyoğlu İstanbul

15 Eylül September 18.00h  Isa Andreu & Seçil Yaylalı
Koridor konuşmacıları. Herkes bir uzman. Hayat deneyimlerinden öğrenme. Dükkan sahipleri meslekleri hakkında konuşuyor.
Katılıma açık etkinlik
Corridor speakers. Everyone is an expert. Learning from the life experiences. Shop owners will speak about their profession.
Participatory event
———————————————————–
16 Eylül September 16:00- 18:00h. Florence Aigner
Halep Pasajı’nda gözü kapalı yürüyüş ve ses deneyimleri
Katılıma açık etkinlik
Not: Katılmak için lütfen bize pasajist@gmail.com üzerinden bir mail atın.
Blind walking, sound experience in the Halep Pasaji.
Participatory event
Note: In order to participate please inform us via pasajist@gmail..com
———————————————————–
17 Eylül September 18.30h. Sina Möhring
Halep Pasajı’nda sirk hikayeleri hayalleri kurma. Pasaj çevresi ve pasajdaki insanlarla beraber kolaj için materyal toplama.
Konuşma ve katılıma açık etkinlik
Dreaming of circus stories in the Halep PASAJi.. Gathering elements for a collage together with the shop owners and people around the Passage.
Talk and participatory event
———————————————————–
18 Eylül September 18.30h. Esin Turan
Pasaj ve cadde etrafında palmiye ağaçları taşıyarak yürüyüş.
Katılıma açık etkinlik ve Fotoğraf projeksiyon.
Walking around the street and the Passage carrying a palm tree.
Participatory event and Photo projection.
————————————————————
20 Eylül September 18.00h. Banu Taylan
Bahçe korosu
Katılıma açık etkinlik
Garden Choir
Participatory event
————————————————————–
22 Eylül September 18.00. Çağıl Yurdakul
Mimari müdahale
Architectural intervention
—————————————————————
23 Eylül September 18.00h. Isa Andreu & Seçil Yaylalı
Koridor konuşmacıları. Herkes bir uzman. Hayat deneyimlerinden öğrenme. Dükkan sahipleri meslekleri hakkında konuşuyor.
Katılıma açık etkinlik
Corridor speakers. Everyone is an expert. Learning from the life experiences. Shop owners will speak about their profession.
Participatory event
—————————————————————–
Program Dışı Etkinlik
Out of program
23 Eylül September 20:00h. OUTPOST, Arzu Arda Koşar & Nancy Popp
Örgü grafiti ve kamusal performans projeleri sunumu
Knit graffiti installations and public art performances presentation
——————————————————————-
24 Eylül September 18.00h. Roberto Necco
The silence of sound (ki, ki, kiss me)
Workshop’un amacı tipografi ile onun özellikle ticari değeri ve müziğin doğrudan, içgüdüsel, ”dadaist” özellikleri arasındaki gizli ilişkiyi açıklama.
Katılımcı etkinlik
The silence of sound (ki, ki, kiss me)
The aim of the workshop is to explore the hidden relationships between the typography, and its particular “commercial” value, and the music, in a sort of direct, instinctive, “dadaist” way.
Participatory event
——————————————————————–
25 Eylül September 19.00h. Per Schumann
Boşluğa dikkat edin insanoğlu / bitkiler / boşluklar ve tehlikeli patates hastalığı hakkında performans- konuşma.
Performans- konuşma
Mind the Gap lecture performance about secret relations between humans / plants / gaps in the City and the dangerous potato disease.
Lecture performance
———————————————————————
Ek Etkinlik /Complimentary event
26th Eylül September 15.00h. Roberto Necco
Sanatçı konuşması
Yer: Beyoğlu  Olgunlaşma Enstitüsü, Grafik Tasarimi Bölümü, İstiklal Caddesi
Artist talk
Place: Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü High School, Graphic Design Department, İstiklal Caddesi
gardenlabpasajist.wordpress.com

2 9 10 17 böcek-pasajist-14 böcek-pasajist-15 böcek-pasajist-16 IMG_0942

—————————————————————————————————————-

Bios
Russel Zehnder

Açılış | Opening: 30 Ağustos | August
31 – 03 Ağustos | August

Singapurlu fotoğrafçı ve kısa film yönetmeni-yapımcısı Russel Zehnder’in “Bios” (yaşam) adlı calışmaları PASAJist’de 30 Ağustos-3 Eylül tarihlerinde görülebilinir. Sanatçı hayat ve de devamlı değisim hakkındaki görüşlerini siyah-beyaz fotoğrafları ile yansıtıyor. Eski bir bit pazarı etrafinda gelişen yaşamın dökümantasyonlarından oluşan bu seri fotoğraflar Singapur’un yok olma tehtidi altındaki kentsel dokusunu irdeliyor.  
The works of Singaporean photographer and short filmmaker Russel Zehnder will be on display at PASAJist from 31th August to 3rd September 2011. Solely  in black and white, Russel seeks to reflect his thoughts on life and the constant forces of change. Through his documentation of a series of photos of life revolving around the oldest flea market. This has long been part of the urban fabric of Singapore that could soon disappear.
IMG_0527 IMG_0502 IMG_0549
—————————————————————————————————————-

SpaceLab
Stefan Endewardt

Açılış | Opening: 25 Ağustos
26-27-28 Ağustos

Alman sanatçı-mimar Stefan Endewardt PASAJist’de “SpaceLab” adlı 24 saatlik laboratuar calışmasını 25-28 Ağustos tarihleri arasında seyircilerin katılımı ile gerçekleştirecek.  “SpaceLab”  mekanlar, kaynaklar ve kentteki durumlar ile ilgilenen, içgüdüsel olarak gelişen bir yerleştirme. Deneysel olarak birleştirilen parçalardan oluşan calışmaları, sanatsal malzemeleri kullanarak, mekansal ve teorik referanslar doğrultusunda yakalıyor.

German artist- architect Stefan Endewardt is realizing a 24hr laboratory in PASAJist from 25th August till 28th August 2011.  “SpaceLab” by Stefan Endewardt is an intuitively growing installation that deals with spaces, resources and situations in the city. It captures, works on and interlaces these fragments experimentally, using artistic media and space-theoretical references.

http://www.somewhere-in-between.net
www.kotti-shop.net

IMG_0435 IMG_0425

—————————————————————————————————————-

Karakterli Doğaçlama Performans
Banu Taylan

Karakter yarat. Doğaçla. Gözü kapalı ara, yaşa, keşfet. Uydurukça konuşarak kendini bul. Sonra kaybet. Sonra bul. Gözü kapalı yaşa. Karakter yarat. Sesini bul. Şarkısını söyle .Doğaçla. Sürprizleri sev. Hepsini yakala. Gözü kapalı keşfet. Uçuşanları bul. İçini çıkar. Hiç bilmediğini bil. Sürprizlere şaşır. Karakter yarat. Nefes egzersizi ile başlayıp ses ısınması, uydurukça konuşma performansı, sürpriz doğaçlama keşifler, gözü kapalı ses toplama yürüyüşü yapacağız pasajın içinde. Yaşadığın dünya ve Pasajist ve Halep Pasajı ve hayal gücün içinde doğaçlama yaparak, sesini, bedenini yaşayarak karakter bulacaksın. Sonunda o karakterin bir anını, hikayesini, doğuşunu, şarkısını, ölümünü, kaçışını, masalını, belki de yeni yaratılan bir başka karakterle yaşadıklarını ortaya koyacaksın.
Kimler katılabilir: Doğaçlama, sürpriz severler, sesiyle bedeniyle oynayanlar.
Banu Taylan Create a character. Improvise. Search with eyes closed, live and discover. Find yourself through a made up language. Then lose it. Then find it again. Live with eyes closed. Create a character. Find its voice. Sing its song. Improvise. Like surprises. Catch them all. Discover with eyes closed. Find the fluttering ones. Put the inside out. Know the unknown. Be surprised at surprises. Create a character. We will start with a breathing exercise, then a voice exercise, also make a performance of speaking in a made up language, surprise improvised discoveries, and a blind walk of collecting sounds. You will find a character through the improvisations you make with your voice and body in the world you live in, Pasajist, Halep Pasaji and your imagination. Finally you will put forth a moment, a story, the birth, the song, the death, the escape or the tale of this character, or maybe its relationship with another new character. Who can participate: those who like improvisation, surprises and play with their voices and bodies.
—————————————————————————————————————-

SYNESTHESIA-
ETKİLEŞİMLİ DUYU DENEYLERİ

5 Ağustos 2011, 21:00’de Başlıyor

Proje, işitsel ve görsel anlatım arasındaki ilişkiyi araştırmak için interaktif bir toplantı. Ses sanatçıları kendi çalışmalarını rastgele çalarken, aynı anda görsel sanatçılar, herhangi bir kısıtlama olmadan, bilinç akışı ifadesi amacıyla kağıt üzerinde mümkün olduğunca çok alan kullanarak yaratmaya başlayacak. Sadece yaratacaklar! Oturumların belirli uzunlukları olacak ve bir grup tamamlandığında, arka arkaya, diğer izleyiciler katılacak. Böylece her grup yeni bir çalışma yaratmış olacak. Tüm oturumun sonunda, tüm çalışmalara toptan bir şekilde bakarken,  ses ve görsellik arasında bilinçaltındaki paralellikler, farklılıklar izlenecek ve bu konuda farklı yorumlar paylaşılacaktır. Etkinliğin uyarıcı, dışavurumcu, izleyicinin de katılımcı olması amaçlanıyor. Ayrıca görsel sanatçılar, müzisyenler ve İstanbul sakinlerinin bir oda içinde buluşmasını sağlayan bir eylem olacaktır.
SYNESTHESIA
The project is an interactive gathering to explore the relationship between audio stimulation and visual expression.  The sound artists will play their works at random and then the visual artists will begin to create spontaneously, using as much of the space on paper as possible, without restriction and with the aim of stream of consciousness/fluxus type expression. They will just create! The length of the session will be restricted and when one group finishes, other viewers will be invited to join and new works will be created, back to back to back. At the end of the whole session, we will see all the works, the sound artists as well as the participants, and we can observe the subconscious analogies between audio and visual expression. The activity is meant to be stimulating, expulsive and participatory. Furthermore it will be an act to get visual artists, sound artists and the inhabitants of the Istanbul ina room together.
DSC_0095 DSC_0102 DSC_0211

—————————————————————————————————————-

What Do You Live For?
Silvio Palladino

Açılış / Opening 23 Haziran /June
24, 25, 26 Haziran/ June

Insanların bireysel inanışları üzerine yaptığı araştırmasının bir parçası olarak, Silvio Palladino ‘İnsan Ne İçinYaşar?’ adlı etkinliğini sizlere duyuruyor. Bu etkinlik sanatçının İstanbul’da iki haftalık bir sanatçı rezidansında bulunduğu sırada, katılımcı enstelasyon ve konuşmalardan oluşacak. Hayatımız boyunca diğer insanlarla ilişkilermiz, bağlarımız vardır fakat yine de Dünya’da tek bir birey olarak yaşarız. Insanlar sürekli tekilliklerine bir karşılık olarak birşeyin bir parçası olmayı arzularlar. Bazılarımızın inandığı farklı tanrılar var. Görünmez tanrıların ya da tatmin edilemez arzuların peşinden gideriz. Enerjimizi hayatımızın asla bitmeyen amaçlarını yaratmak için ibadet üzerine harcarız. Fakat bu muhtemelen, kendimizi bilinmezliğin yarattığı kaosdan korumak ve geçiciliğimizin yarattığı dehşetten dikkatimizi dağıtmak için seçtiğimiz bir yoldur. Peki, insanları bu uzun yolculukta ayakta tutan nedir? İnanmak için neyi seçerler ya da uğrunda yaşamak için? Açılış boyunca izleyiciler bu sorulara kendi cevaplarını vermeye davet edilecekler.  Etkinliğin devam edeceği 4 günün sonunda, sanatçı İstanbul’da insanlarla yaptığı görüşmeler ve diyalogları üzerine bir video gösterecek.

As part of his investigation about people personal believes, Silvio Palladino is presenting an event titled What Do You Live For? The event will consist in a participative installation and conversations and it will take place during the artist’s two week residency inIstanbul. During our life we are linked to other human beings and still we are single individuals in the world. People constantly look for something to be part of as a response to their singularity. Thus we have different gods in which some of us believe. We follow gods that cannot be seen or desires that cannot be fulfilled. We invest our energies to worship them creating never ending purposes for our lives. But this is probably our way to distract ourselves from the terror of acknowledging our temporality and protecting ourselves from a chaos caused by uncertainty. So what do people put in their long distance. What do they choose to believe, to live for? During the opening the public will be invited to privately share their own personal answers. At the end of the four days, the artist will present a video, with a collection of interviews/dialogues collected engaging people around the city of Istanbul.

www.silviopalladino.eu , ps@silviopalladino.eu

1 5 6

[vimeo http://vimeo.com/27355691

—————————————————————————————————————-

İsimsiz /Untitled
Manuela Macco

Açılış | Opening: 16.06.2011
17.06.2011- 19.06.2011

Manuela Macco PASAJist için hazırladığı 16 haziranda gerçekleşecek İsimsiz/Untitled adlı bu özel performans ve sergide ‘köşe’ kavramını fiziksel ve mecazi anlamda açıklamaya çalışıyor. Köşe mükemmelliğin alanı değil, dar bir mağara, dışlanma, suçlanma, yalnızlık, rahatsızlık terimlerini çağrıştırdığı gibi aynı zamanda keşfedilmemiş gizemli bir yer olarak algıda yer alır. Manuela Macco bu performansında beden, mekan, marjinallik ve adapte olma durumunu sorguluyor. ‘İsimsiz’de aynı zamanda bedenin yaşayan bir gerçek olması durumu ile bedenin görseli arasındaki farkı yansıtan, performans, geçici ve devamlı iş ve fotoğraf arasındaki ilişkiyi araştıran performanslarının dökümanları 17 – 19 haziran arası PASAJist’te incelenebilir.

Untitled (in the corner) by Manuela Macco In Untitled (in the corner), a work specially created for her exhibition at Pasajist, Manuela Macco explores “the corner” in its physical and metaphorical form. The corner is the not-place per excellence, marginal and narrow cave, it can become a space of exclusion, punishment, isolation, loneliness, discomfort, frustration but also a place of mystery, of the unexplored. Questioning himself about the different meanings that the expression “stand in the corner” may underlie, the artist investigates the relationship between body, space, marginality and impulse to adaptation. The project, which is divided into different phases, experiences a sort of interaction between image and action, between body and geometric space, between three-dimensional and two-dimensional. The physical action first seeks further development through a video-photo image and then in a kind of participatory experience, extending itself from the space of the gallery to public spaces thanks to the audience’s involvement. Reflecting on the difference between body as a lived reality and body as image, Untitled also seeks to investigate the relationship between performance, ephemeral work, and photography, durable work, by raising the issue concerning the documentation in performance art. Manuela Macco is a multidisciplinary artist who primarily uses the medium of performance. Her actions are never separated by a deep listening to the body and its messages. Interested in the discourse on “gender”, reflection on identity, the role of woman and artist in society, she conceives the body as an instrument of self-knowledge and as a meeting point between the self and the world.

www.manuelamacco.com

1- manuela macco 3

 

—————————————————————————————————————-

Kent & Köy | Urban & Rural
Doris Koch

Açılış | Opening: 02.06.2011
03.06.2011- 12.06.2011

Doris Koch özellikle sanatçılarla, yerel yöneticilerle ve diğer ilgilenen herkesle sanat pratiklerini ve deneyimlerini paylaşmak üzere 2 -12 haziran arasında PASAJist’te yer alacak! Doris PASAJist’i bir çalışma alanı olarak kullanarak uzun bir sürece yayılmasını planladığı bu projesinde kentli ile köylü arasındaki ilişkiyi sosyal, mekansal ve kültürel boyutları üzerinden sorgulayacak. Yeni projesi için çeşitli işbirlikleri yapmak isteyen Doris Koch açılış günü bir konuşma gerçekleştirecek. Doris’in bu yeni projesini yapılacak röportajlar, fotoğraflar, buluşmalar ile çalışma sürecini gerçek zamanlı olarak izleyebilirsiniz.

Doris Koch will discuss and exchange my participatory art practice and experiences with artists, local governments and other peoples in Istanbul. She is going to use the room as a working space. She will achieve a high degree of transparency on my working process, which will be shown there, using photos, interviews, having meetings, talks etc. She is on the process of a new project. This is in the beginning connected with an artistic research. The subject inwhich she is interested is about the relationship between villagers (who just arrived at Istanbul?) and urban dwellers (who are the cultural elite?) There is a gap not only in Istanbul but also elsewhere. On one hand she has the possibility to show and discuss her special work of artistic research with an participatory impact – on the other she will show in real time principles of her work in showing the working process of the development of a new project. The invitation enables her to do a research in Istanbul. This research is a condition for evolving a project that arises out of spatial, social and cultural aspects of the situation. www.doriskoch.de www.indizien.info

  

1 2

—————————————————————————————————————-

Aktör | The Actor
Denizhan Özer

Açılış |  Opening :19.05.2011
20.05.2011- 29.05.2011

 

Çalışmalarını Londra ve İstanbul’da sürdüren sanatçılarımızdan Denizhan Özer “The Actor/Aktör” isimli videosuyla PASAJist’te. Yapıtlarının temeline insan öğesini, insan sorunlarını koyan sanatçı, bir göçmenin hayatını anlatan bu filmle, izleyicilere de o psikolojiyi tattırıyor. Mekana özgü oluşturduğu göçmen odasında gösterilecek olan film, 24 dakika uzunluğunda olup daha önce bir çok ülkede gösterildi.  1989 yılında Türkiye’den kaçarak İngiltere’ye sığınan Akif Demir’in hikayesini kendi anlatım biçimiyle ortaya koyan film gerek ekonomik, gerek politik nedenlerle memleketlerini terk eden insanların sorunlarını da gündeme taşımaktadır. İngiltere’ye gelene kadar oyunculukla hiçbir ilgisi bulunmayan Akif Demir, Denizhan Özer’in kurduğu Londra Meydan Sahnesi’nde oyunculuk eğitimi alarak, birçok tiyatro oyununda ve filmde oyuncu olarak yer aldı.   Akif Demir’in traji komik hikayesini, Denizhan Özer’in anlatımıyla “The Actor/Aktör” videosunda Pasajist’te izleyebilirsiniz.Daha önce açtığı “Pasaport” sergisinin devamı niteliğinde olan “The Actor/Aktör”, 19-29 Mayıs 2011 tarihleri arasında PASAJist’te hergün 14.00-20.00 saatleri arasında görülebilir.

denizhan denizhan2

—————————————————————————————————————-

Sunak | Altar
Huri Kiriş

Açılış / Opening: 05.05.2011
06.05.2011 – 15.05.2011

SONY DSC

Huri Kiriş Pasajist’te açılan ilk kişisel sergisinde, yıllara yayılan resim  macerasını mekanla bütünleştirerek başka bir boyuta taşıyor falan demenin çok anlamsız geldiği bir projeyle karşı karşıyayız. Huri’nin bu sergiyi böyle yapmasına yol açan olayın yansıttıkları insani her faaliyeti anlam kaybına uğratarak zihinlerde bir kriz yaratıyor. Teoloji, devlet, aile, kriminal olan – olmayan… neresinden tutmalı? Ressamlar, sinemacılar vs. eylemlerini bütün anlamsızlığının içinde sürdürebilmek için bahaneler arayıp dururlar. Orantılı bir yüz, etkileyici bir ifade… Bu sefer durum farklı. Önümüzdeki, yıllarca süren tecavüzler ve dayaktan sonra öldürülmüş Ayşe Paşalı’nın portresi. Bu yüz bir daha çıkmamak üzere içimize çakıldı. Sanat işe yaramıyor. Resimlerin hazzı işkenceye dönüştü. Bu kadını ben öldürdüm. Mahkemedeyim, bahanelerim var, performansımın taşıyıcısı benim. Temiz giyindim, Yüce Türk Adaletine karşı boynum bükük – kıldan ince. Galerilerin modern dünyada kutsal mekanların işlevini üstlenmesine dair bağıntıları test ederek büyüdük. Resim ve müziğin günah olduğunu öğreten din kültürü ve ahlak bilgisi derslerimizin üzerinden çok geçmedi. Ayşeyi ben öldürdüm. Bu eser, resim yapmaktan zevk alan Huri Kiriş isimli şahsın değil, benimdir. Burası ibadethanemdir. Müzik ve resim günahtır. Mihrabım diyerek sana yüz vurdum, yüzüne yüzlerce kere vurdum. Devletimin nezdinde bedenine sapladığım bıçak öldürücü değil. Sanatçılar gündemden nemalanıyor. Herşey cinayet sebebi bana, sana sanat. Ben devletimin anlayamayacağı bir şey yapmadım. Bu topraklarda, herşeyin temeli aileye ‘mahsus’ olan şeylerden biridir bu yaptığım. Siz sanatçılar falan o güzel yüz ve o anlamlı ifade olmasa dönüp bakmazdınız. Basının da umrunda olmaz. Beni şimdi yargılayan yüce devletim değil, peşpeşe gelen sonu gelmez görüntülerdir. Günahkar ressamlarla işim yok. Ben onu karım yapmıştım, hem sever hem döverim. Canı veren de alan da Allah’tır.

PASAJist is tarnsformed to an “altar” between 5 -15th May. Huri Kiriş transforms PASAJist into an atlar based on Ayşe Paşalı’s portrait that has been reflected on press. She is a woman that was murdered by her husband. That is made of construction of a giant size of portrait (oil on canvas) and other various supporting elements. As nowadays, everything is attempted to be put in a cover of technology, this installation reminds us “metaphysical consolations” and “pleasure of watching” is not innocent at all. This altar can be perceived as going beyond intolerable helplessness of “being a viewer” is turned to be a altar that is not promising peace. “Altar” will be open to the visits of its community for ten days long. his arrangement that leads to re-question the themes such as violence, power, state, family, sanctity, privacy, conscience and law.

—————————————————————————————————————-

PASAJist 28 Nisan- 1 Mayıs tarihleri 11:00 – 20:00 arasında Art Bosphorus Çağdaş Sanat Fuarında D-5 standında! PASAJist will be at Art Bosphorus, Contemporary Art Fair between 28 April- 1 May 11:00- 20:00 at D-5 stand!

http://www.artbosphorus.com/

—————————————————————————————————————-

Linking Berlin
arttransponder & berlinerpool 

12.04.2011
Söyleşi ingilizce olarak gerçekleştirilecektir. / Conversation will be in English

linking berlin

 Conversation with Initiatives from Germany: arttransponder & berlinerpool

With arttransponder and berlinerpool PASAJist will present two Berlin based independent art organizations in their special approaches within the art field. Founded as an artist run space in 2005, arttransponder provides a platform for discussions and exchange focusing on interdisciplinary, site specific, participatory and temporary art practices. Emphasis is on art which integrates the complexity of production, presentation, and reception, as well as locates itself within and links to current discourses and theory. With focus on socio-political themes, arttransponder organizes art exhibitions and projects, workshops, screenings, lectures, talks, and panel discussions on the interface to architecture, science, natural science, theory, and politics. Additionally, arttransponder produces publications reflecting the projects. berlinerpool founded in 2005 by the artist Sencer Vardarman, is an artist initiative that structures a cooperative network of artists, curators and art spaces. The online profile pages and mobile archive provide information about berlinerpool members. berlinerpool offers consulting and research services for curators, develops its own projects and participates in exhibitions and events. Since 2005 berlinerpool has developed into a widespread network and information platform for contemporary art. The berlinerpool mobile archive-library consists of a physical collection of artist’s portfolios and art spaces. During the evening Tatjana Fell, artist, co-founder, and curator of arttransponder, and Andrzej Raszyk, cultural researcher, director, and executive manager of berlinerpool, will introduce the concept, project examples and special nature of their organizations by embedding this into Berlin’s special situation functioning as art metropole. The lectures will be followed by a short presentation in which the network of independent art spaces that both organizations belong to will be introduced. In addition, the collaborative attempts and political lobby developments in the city of Berlin will be outlined. We would like to encourage a lively discussion after the presentations and open up the floor for questions from the audience.
 

www.arttransponder.net

www.berlinerpool.de

                

with the friendly support of the European Cultural Foundation.    www.eurocult.org

Resim1

—————————————————————————————————————-

Rusalka
Nicole Riefolo

Açılış / Opening: 31.03.2011
01.04.2011 – 10.04.2011   

2

PASAJist İtalyan sanatçı Nicole Riefolo’nun özellikle PASAJist için hazırladığı video enstelasyonu ‘Rusalka’yı duyurmaktan mutluluk duyar.  Nicole Riefolo’nun çalışmaları, genel anlamda, klasik hayal gücünün tipik öğelerini kullanan ‘trans- klasik’ araştırmalara dayanır. Yunan Latin dünyasıyla Ortaçağ ve Rönesans dönemine aittir. Aynı kökenler itibarıyla çağdaş kültürün içine işlemiş fakat etik, ahlaki ve estetik değerleri bakımından unutulmuş kodların gücünün hatırlanmasıyla, Ortaçağa ait Arap ve Avrupa minyatürlerinden alınan, dijital destekle aktarılmış  bu hazır yapım çalışma yeni bir görsel hayalgücü kurmayı amaçlar.  Nicole Riefolo’nun video entelasyonu Rusalka (Rusçada anlamı deniz kızı) sembolün kelime anlamı ile fiziksel etkisi arasındaki limitleri sorguluyor.

PASAJist   is pleased to announce the opening of Italian artist Nicole Riefolo’s solo exhibition: ‘Rusalka” a video installation specifically made for PASAJist.  Nicole Riefolo’s work is based on  a’ trans-classical’ research that uses typical elements of the ‘classic’ imaginary, in a broad sense. It belongs to the Greek Latin world but also to the Medieval and Renaissance one.  Through the evocation of the power of these codes, deeply rooted in contemporary culture because of the same origin, but forgotten in their value of ethical/moral/ aesthetical vector, the ready made work, which draws from particular original Arab and European medieval miniatures – translated on digital support –aims to the reconstruct a new a hieratic, mysterious and dignified visual imaginary. The video installation Rusalka (russian word for mermaid) investigates limits between the semanthic and the physical effect of a symbol.

www.nicoleriefolo.com

3 4

—————————————————————————————————————-

Mektup Sergisi / The Letter Exhibition
Deniz Beşer

Açılış / Opening: 10.03.2011
11.03.2011 – 27.03.2011

mektup sergisi afişş copy

Paralel etkinlikler / Parallel Events:

16 mart /march In Funk We Trust, Saltuk Erginer Dj set 19:30 -20:30
http://www.facebook.com/profile.php?id=568912818#!/event.php?eid=177721475607743
19 mart  19:00-20:30 Murat Beşer  ”muhalif sesler”  

http://www.facebook.com/login/setashome.php?ref=genlogin#!/event.php?eid=201832019845165
19 mart  21:00 – 22:30 Asaf Zeki Yüksel aka. Deli Köpek (Dinar Bandosu), Hedonutopia http://www.facebook.com/login/setashome.php?ref=genlogin#!/event.php?eid=210873995594598
20 mart 20:00- 21:30 Osman Kaytazoğlu Live

http://www.facebook.com/profile.php?id=568912818#!/event.php?eid=194510517249866
25 mart  20:00- 23:00  Kutu live  

http://www.facebook.com/login/setashome.php?ref=genlogin#!/event.php?eid=160057490719215
26 mart  20:00- 21:30 Dikkayt 90’s Night, Deniz Beşer

27 mart  20:30 -21:30 Erdem Dicle Live Mektup Sergisi / The Letter Exhibition

Resim, heykel, graffiti gibi dallarda çeşitli çalışmalar yapan, bu çalışmalarla uluslararası sergiler de dahil olmak üzere pek çok sergide yer alan Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu Deniz Beşer’in 12 Aralık 2009’da başlayan 17 Mayıs 2010 günü biten askerliği süresince aldığı mektupları yayınlacağı sergi Isparta’dan sonra İstanbul’da… 10-27 Mart 2011 arasında PASAJist’de ziyaret edilebilir. Günümüzde teknolojinin getirdiği faydalarla tembelleşip eski alışkanlıklarımızı unutuyoruz. Bu eski alışkanlıklardan biri de eşin-dostun birbirine mektup göndermesi,” diyen Beşer, askerde olmasını fırsat bilerek mektuplaşma alışkanlığının tekrar kazanılması için, çizip üreterek her mektuba bir sanatsal imge yüklemeyi amaçladı. Türkiye’nin yanı sıra Fransa, Kanada, Almanya, Belçika, Litvanya, Danimarka, İngiltere, İspanya, Macaristan ve Tayvan’dan da mektuplar aldığını belirten Beşer, gönderilen her mektuba yanıt yazdı. Kendi gönderdiği mektuplara da sergide yer verecek olan Beşer, şimdiye dek 90 civarında mektup aldı. Sergide eski bir alışkanlığı geri kazandırmak amacıyla mektup yazmaya davet edilen her biri ressam,müzisyen,heykeltraş,dansçı ve mimarların Beşer’e gönderdiği ilginç mektupları görebilirsiniz.

Let me tell you about that letter event… Well, you know I was in the army and I had so much time to do something.One day I was thinking that what can ı do as a creative boy? and suddenly I got a way to be happy… the letters…When I started to write that,they made me unstressful.at the end of that actions,I thought that ”hey I can make one exhibition with my letters and my friends’ letters. Finally I told my friends ”hey send your letters and I will exhibit in different 3 cities(istanbul,ısparta and adana) and right now it’s exhibition time…

2 3 7

—————————————————————————————————————-

YANSIYANLAR/REFLECTED
Demet Taşpınar

Açılış/ Opening  18 Şubat/ February 18:00 2011
19- 27 Şubat/ February  15:30- 20:00  

19 Şubat 17:00  ‘Belirsizin Plastiği’ başlıklı bir söyleşi gerçekleştirilecektir.
Konuşmacı: Ali Şimşek
Moderatör: Denizhan Özer


2

“Yansıyanlar” bekliyorlar belki bir cevap bulurlar diye… Yalnızlıklarıyla birlikte bedenlerine hapsolmuşlar. Acaba bedenlerinin ötesinde mi kaybettikleri? Beklemeye devam ediyorlar, ümitleniyorlar, bir süre sonra derin bir hüzün kapsıyor yüzlerini. Bizler de bize yansıyan hüzünleriyle tuhaf bir hayal kırıklığının parçasına dönüşüyoruz. Gerçek nedir ve nasıl ulaşılır? Ya da ulaşılabilir mi? Nedir bizi bu meraka iten sorusunun cevabı hep ölüm olmuştur. ”Ölüm!” Ölüm insanın bilgisine sahip olduğu fakat unutarak yaşadığı bir olay. Kesinlikle geri döndürülemez ve bir bilinmeyene doğru gider. Eğer en yakınımızdakinin ölümüne şahit olursak ölüm bilgisi unutulmaz bir şekilde yerleşir hücrelerimize ve tüm yaşamın cevapsız soruları karşınıza geçer sırayla. Kafalar karışır, değerler sorgulanır. Ölüm; insanoğlunun hala çözüm bulamadığı… Her gün bir şekilde istediğinizde dokunduğunuz insan ardında bıraktığı milyonlarca hatırayla yok olup, yitip, gidiyor. Önümüzde bir dolu hatıra, rüya, hayal ve fotoğraf… Peki ardında bıraktıklarından sonra şimdi tam şu anda “Nerede kendisi?” Yok muydu? ya da  algılayamadığımız bir gerçeklikte bizi mi seyrediyor sizce? Yansıyanlar yokluktan yola çıkarak varlığa bakmaya çalışıyor.

“Reflected” video is based on basic life question about existence. Since I have lost my father I have been sensitive to anybody’s loss. I know how painful and confusing it is to lose someone who has an important part in your life. It triggers all the main questions about existence and being in life. We are all aware that every human being is going to die one day but forget this information in our daily routine.  Losing someone who is close to you obviously makes you feel the physical absence of the person and confuses you. The most important emotional sign I see on people’s faces that have lost is one of confusing and searching. “Reflected Video”’ is using reflections of people. Reflection is used as a symbol to question the visual reality. However, the view on the screen is not real. While recording the reflection, the performer of the reflection sees it and performs with it. It is like looking into a mirror. We start performing as soon as we look at the mirror, because it is the only time we can see ourselves visually.  

Bu video gösterimi Koridor Çağdaş Sanat Programı katkılarıyla gerçekleştirilmektedir.
This video show is carried out by contribution of Koridor Contemporary Art Program.

http://www.demettaspinar.com

9 11

—————————————————————————————————————-

MÜZE MÜZESİ /THE MUSEUM OF MUSEUMS
Züleyha Altıntaş 

6 Ocak Sergi Açılışı / Opening 18:00
8- 23 Ocak/ January 2011

Heykel / Sculpture 

Günümüz sanatının odaklanmış olduğu temel konulardan birisi olan ”müze” kavramını irdelemeyi amaçlayan bu proje esas olarak Müze’nin (mimarinin) işlevi ile Sanat’ın (görsel nesnenin) işlevi arasındaki krizi dönüştürme üzerine kurgulanmıştr. 1968 yılında Christo’nun Newyork Modern Müzesi binasını paketleyerek müzenin fiziksel ve işlevsel mekanını geçici de olsa müze ile sanat nesnesi yani ”zarf” ile ”mazruf” arasındaki geleneksel ilişkiyi ters yüz etme isteği, ”Müze Müzesi”nde tekrar tersine çevrilmiştir.

This project aims to question the concept of “museum” which is one of the fundamental issues that contemporary art focuses on. It is actually built upon the transformation of the crisis between the function of Museum (architecture) and the function of Art (visual object). In 1968, Christo intended to wrap the whole building of New York Modern Art Museum in this way, he wanted to transform the physical and functional space of the museum temporarily but in a radical way. The proposal which was quite ironic in the sense that it reversed the conventional relationship between the museum and the art object; in other words, the “envelope” and the “enclosed” is again reversed with the “Museum of Museums” project. 

http://www.zuleyhaaltintas.com/

DSCN1343 DSCN1350 SONY DSC

—————————————————————————————————————-

Açık Alan Toplantısı | Open Space Meeting

22nd October/ Ekim 2010

Funda Oral’in yönettigi Acik Alan toplantisi ile isim aradik! Isim Gözde Zehnder Hicdurmaz tarafindan verilmistir. 

Open space meeting with Funda Oral to look for a name! Name is given by Gözde Zehnder Hicdurmaz.

open space meeting

Advertisements